DEnizin Sırları

Deniz aslanı kim biliyormusunuz? Lüferin büyüğü kofana. Jilet kadar keskin dişleri ile daldığı balığı yaralar, yalnız balık mı? Bir milimetrelik oltayı bile bir hamlede keser atar. Onun için lüfer, kofana oltalarını bir metre çelik tel gövdeli yapıyorlar. Oltadan çıkarılan balığın dişlerine parmak kaptırmamak dikkat edilmesi gereken bir husus. Şimdide lüferin hayat hikayesi:
Nasıl yılan balığı Meksika körfezine, somon balığı Kuzey Amerika'ya kilometrelerce üşenmeyip gidip yumurta bırakıyorsa, lüfer balığı da Karadeniz'e ve Tuna'ya doğru gidiyor aynı amaçla. Akdeniz'den Karadeniz'e dönüş akımı balığı tutulmaz. Tutulsa da yenmez. Yense de lezzetli olmaz. Karadeniz tuz oranı düşük 1000'de 18'den balık Marmara'ya 1000'de 21 tuz oranına sonra da Ege'ye 1000'de 23'e ve su ısınıyor. Balık yağını bırakmaya başlıyor ve Akdeniz'de 1000'de 26 tuz oranınla karşılaşan balık bu tuz oranı yüksek sıcak denizde çiroza dönüyor. Bu bakımdan Karadeniz'e dönüş akımının balığı, Akdeniz'e gidiş akımının kalitesinde olmuyor.
Deniz'in aslanı dedik ya, peki ya köpek balığı! Sizin boyunuzda ise yani rakip kendi cüssesine şöyle bir bakıp sonra da gidiyor. Ya en hızlı balık o da torikmiş. İnanılmaz sürede inanılmaz yol alırmış. Midyeler dakikada iki litre suyu flitre ediyor, bu işi pis denizde yaparsa zehirlide olabiliyor. Tuzu sevmiyor, yanıyor hatta tuz oranı yüksek denizde büyüyüp serpilemiyor. Bu yüzden Akdeniz'de midye de olmuyor. Sualtında balık seyretmek isterseniz iki tane deniz kestanesini kırıp bir dakika bekleyin, bakın ne balıklar geliyor. Kestane içerisinden çıkan havyarı yemeye doyamıyorlar. Bu formül su altı fotoğrafı çekenler içinde işe yarayacaktır.

Gelelim Ahtapota
Ahtapot hokkabazın teki! İnsanı uğraştırır hele teke tek aynı şartlarda mücadele ederseniz bu zeki hayvanla oynarsınız. Ahtapot aynı zamanda iyi bir ev hanımı! Evinin önünü temizleyip yuvasındaki tüm taşları topluyor. Ha işte burası ahtapot yuvası diyorsunuz. Durum böyle olunca ahtapot avcıları Mart sonu Saroz körfezine temiz sulara yavrulamaya gelen ve kayalık zemine saklanan ahtapotları çarçabuk buluyorlar. Plastik pet şişelere doldurdukları suyla eritilmiş göz taşını yuvalara sıkarak ahtapotların dışarı çıkmasını sağlıyorlar. Yuvadan çıkan ahtapot ellere dolanıyor. Avcılar kaptıkları gibi kafa torbasını geri çevirince kollarını bırakıveriyor. 3 kilo ile 10 kilo arası gelen ahtapotlar İstanbul ve Bandırma'da işleme fabrikalarına satılıyor. Beyaz etli deniz ürünleri fosfor zenginidir ve besleyici özellik taşır. İyide içki mezesi sayılır. Sert zemine 40 defa vurulup öldürülen ve yumuşatılan ahtapot 15-20 dakika kadar haşlanır sonra derisi kendiliğinden çıkar. Bazıları sırf sirkede kaynatır, pişeni de limon, zeytinyağı, sirke, sarımsak sosu ile yenir. Haziran ayında ise ahtapot Saroz Körfezini terkeder.
İstakoz'un en korktuğu hayvan ise Ahtapottur. Vücuduna sarılıp yapışınca İstakoz'un hareket kabiliyetini yok eder ve iliğine kadar emip içini bomboş bırakır. Bu yüzden Ahtapottan kurtuluşu olmayan İstakoz, Ahtapotun gölgesinden bile korkar.

Vefakar Orfoz
Av sırasında balıkçı ve dalgıçların başına gelen çoğu olay bilim adamlarına ışık tutacak cinsten. Son derece ilginç bir balık çeşidi olan orfoz hakkında çeşitli duygusal hikayeler anlatılıyor. Lohos her sene bir kilo alarak büyürmüş. Yani üç kilo ağırlığındaki bir lahos 3 yaşında demek miş. 100 yıl kadar yaşayabilen orfoz'u avlamaya kıyamayan balıkçı ve dalgıçların sayısı ise gün geçtikçe artıyor, neden mi?. Tuzağa kolay düştüğü için saf balık olarak bilinen orfoz yaşadığı süre boyunca yuvasını hiç terketmezmiş. Zıpkından kaçabilirse kayaların arasına girip yanaklarını balon gibi şişirir beklermiş. Merakına yenilip tekrar dışarı çıktığında da kendisini bekleyen avcının zıpkını ucunda ölürmüş. Uzun süre can çekişerek öldüğü için dalgıç ve balıkçılar ortak bir karar alarak orfoz avlamamaya yemin etmişler. Hatta "Hepimizin bir Orfozu vardır" diyen dalgıç ve balıkçılar onların yerini kimseye söylemez, köfteden böreğe kadar balığın sevdiği herşeyi ayaklarına götürerek onları beslermiş. Ege ve Akdeniz'de yakalanan küçük orfozların tekrar denize bırakılmalarının bir nedeni de buymuş.
Fethiye Dalış Okulu öğrencilerine balık gösterebilmek için hiç avlamadıkları bir orfoz varmış. Bu amaçla balığa doğal ortamında 7-8 yıl yem götürüp beslemişler. Hatta orfoza isimde takmışlar Yaşar diyorlarmış. Ne var ki yaşar son yıllarda hiç görülmemiş. Tecrübeli balıkçıların anlattıklarına göre orfozların ilginç bir hayat hikayesi var. Balık erkek doğmuyor fakat belirli bir yaşa gelince erkek oluyor ve bir seferliğine dişiyi dölleyip sonra da ölüyor. Bu güne dek orfozun erkeğini gören yada yakalayan balıkçı olmadığı söyleniyor.

Kıskanç Erkek İskaroz
Temmuz ayında çiftleşen İskaroz aile yaşantısı olan bir balık türüdür. Sürüde erkek başı çeker, arkada ise yetişmiş diğer erkek İskaroz ve onu takip eden dişiler bulunur. En büyük özelliği ise kıskançlığıdır. Bu kıskançlık onu ve başını çektiği sürünün ölümüne neden olur. Olta balıkçıları erkek İskaroz balığını misinaya bağlar ve gezdirir. Sürünün başını çeken Erkek İskaroz bu yeni balığı kıskanır ve ona vurur. Bu öfkeyle karaya bile çıkar, dişleri ise lüfer gibi keskindir. Arkasından gelen sürü erkeği takip ettiği için balıkçının ağına takılır ve av bu şekilde sonlanır.

DENİZ SALYANGOZU
Deniz salyangozları kaya midyesi ile besleniyor, balıkların bıraktığı havyarları çok seviyor, hortumuyla emerek yiyor. Salyangozun kendine has bir salgısı var. Yakaladığı midyeyi içine hapsettikten sonra, bu salgıyı çıkartarak midyenin kabuğunun açılmasını sağlıyor. Hortumu ile öyle bir emiyor ki iç kabuk tertemiz kalıyor. Balık yumurtalarına çok zararı olduğu gerekçesiyle balıkçılar Tarım Bakanlığından bu su ürünü avın teşvik edilmesini de bekliyorlar.
Salyangoz Sote
Kefkenli balıkçılar topladıkları salyangoz kabuklarını teneke içinde kaynatıyorlar. Haşlanan kabukların içinden çatalla çıkarılan deniz canlısı aynı ahtapot gibi çok sert bir ete sahip olduğu için, haşlama sırasında suya bira, maden suyu, sirke gibi eti yumuşatıcı katkılar konuyor. (Not: Ahtapot haşlanırken şarap, karides haşlanırken sirke konuyor). En az bir saat haşlanarak kabuklarından çıkarılan etler bu defa dışında bulunan siyahlık zarlardan temizleniyor ve ince ince kıyılıyor. Arzuya ve zevke göre patates, domates, yeşilbiber, patlıcan, soğan, sarımsak gibi sevilen sebzeler, tane karabiber, tuz, pul biber ilave ediliyor. Kalorisi çok yüksek salyangoz yemeğinin etkisi kazanılıyor. Yarım kiloluk salyangozdan 30 gram et çıktığını belirten balıkçılar, görünümü güzel olmasa da, lezzeti iyidir diyorlar.

Karadeniz balıkları ve Palamut'un ilginç dünyası!
Karadeniz de balık yasağının kalmasıyla önce palamut başlıyor. Arkasından denizin canavarı denilen daldığı her balığı parçalama özeliği ve jilet kadar keskin dişlere sahip balık ağlarını bile ısırıp kopartan lüfer balık akını geliyor. Palamut hiç anlaşamadığı bu dişli balık gelince kaçmaya başlıyor ve göç balığı yuvası olan Karadeniz'i terk ediyor. Karadeniz' de sadece yerli balık olarak kalkan ve hamsi bulunuyor. Oysa palamut başka denizlerden torik olarak geliyor, yumurtayı bırakınca palamut oluyor. Karadeniz'i tercih edişi için balıkçılar suyu ılıman, tuz oranı üremeye müsait ve elverişli olarak tanımlıyorlar. Balık, okyanustan yola çıkıyor, pusulası, rotası, rehberi olmadığı için kendi yolunu kendi buluyor. Kıyıdan sahil şeridini takip ederek yol arıyor. 20 Nisan'da Karadeniz'e çıkıp Haziran ayında havyar döken palamut Eylül, Ekim ayında aynı yoldan dönüşe geçiyor. Göç'e geç kalanlar bir kere daha havyar döker bu şekilde Eylül Ekim aylarında 20 cm lik ikinci nesil balıklar görülüyor. Balıkların gidişte ve gelişte her hangi bir engelle karşılaşmamaları gerekiyor. Aralık ayında göç tamamlanıyor ve Karadeniz'de palamut kalmıyor. İçgüdüsel bir davranışla doğduğu yere gitme özelliği olan palamut'un büyüme süresi 4 ay olup bir kiloya erişiyor. Bu ona denizlerin en hızlı büyüyen balığı unvanını kazandırıyor. Sıkıntıya gelemiyor, ağa yakalanırsa hemen ölüyor, kendini imha ediyor. Bu yüzden çiftlik balığı olamıyor, suni yemle yaşayamıyor.
Kendi etini yiyen birkaç balıktan biri olan yine lüfer. Balıkçılar oltalarına taktıkları lüfer balığı parçaları ile lüfer tutabildiklerini belirtiyorlar. Oysa diğer balıklar iğneye konan kendi cinsinden yemlere itibar etmiyorlar.
Ege'nin kraliçesi diye tanımladığımız vahşi deniz Çipura ise, önce yumurtalarını bırakıyor sonra da gelip bıraktığı kendi yumurtalarını yiyebiliyor!

Midye Türü Sülünez
Silivri'de deniz dibi kum olduğu için karides, midye türü kabuklu deniz canlılarına da sıkça rastlanıyor. Bunlardan biri de kumun altında yaşayan ve "sülünez" denilen bir midye türü. Her balığa makbul bir yem olan bu midyeler, kumun üzerinde hiç görünmüyor, sadece 8 gibi iki küçük delik bulunuyor. Özel şiş bu deliğe sokularak midyeler toplanıyor. Midyeleri kavurup yiyen de bulunuyor, balık yemi olarak kullanan da. Özellikle teneke altı çıkarılıp macunla cam konuyor, bu şekilde deniz dibinin yüzeydeki dalgalardan etkilenmeden net olarak görünüm sağlanıyor. Mercek gibi seyredilen kum yüzeyde midyeler avlanıyor.
Profesyonel balıkçı Sabri Çalışkan'dan tavsiyeler.
Lüfer çelik teli de keser. Bunu suda döne döne yapar. Balık çok aç olmadığı sürece çelik tel yemi bozduğundan dolayı kullanılmaz.
İzmarit e 150/200 gr lık ağırlık kullandığınızda, vurduğunu anlamak çok zordur. Genelde kıyıya yakın avlanır, bu nedenle hafif ağırlık kullanmak daha doğrudur. 75 - 115 gr gibi. Zargana su üstü balığı olduğundan su üstünden tutulur. En sevdiği yemler gümüş ve kaya kurdudur. Tekneden tutmak için ipek ya da kaya kurdu kullanılır. Olta 10/11 siyah iğne. 2 iğneden oluşan hırsızlı takım kullanmak daha doğru olur. Kıyıdan topun arkasına 1,5 / 2 kulaç 0,15 / 0,2 misina, 2 iğneli hırsız 10/12 numaralı siyah iğneli takımla kaya kurdu / istavriti ince uzun kurt gibi keserek veya irice midyelerin kenarında ki kısımlarını bıçak ucu ile sıyırarak yem yapılır, deniz suyu akıntılı ve çırpıntılı ise ipekte kullanılabilir.
Çinakop, lüfer ve sarıkanat ta sabah gün doğumunda kaşık kullanılır. Birde buna ilaveten deniz suyunun da bulanık olması lazımdır. Ayrıca kaşık yerine rapalada kullanılabilir. Kıyı balıkçılığında zoka kullanılmaz. Zoka teknede kullanılırsa daha verimli av sağlanır.
Oltanın ucundaki heyecan
Amatör balıkçılık çok ayrı bir tutku önce bir hevesle başlıyor ve 10 iğneli bir çapari olta alınıyor. Bilgi beceri ve tecrübe geliştikçe biraz da çevredeki diğer amatörlere özenilerek kamış oltaya geçiliyor. Bu süreçte misinaların, iğnelerin özellikleri, olta türleri, balık türleri ve avlanma biçimleri öğreniliyor. Hangi balığın nerede, ne zaman avlanacağı araştırılıyor. Durumu iyi olanlar küçük çaplı tekne bile ediniyorlar. Bu gün ülkemizde amatör balıkçılık yalnız denize sahil olan kentlerimizde değil akarsuyu gölü bulunan kara kentlerinde de yaygınlaşıyor.
Oltalarda, zokalarda, suni yemlerdeki gelişmeler ise şaşkınlık verici düzeyde. Özellikle Finlandiya ve Japonya'daki teknolojik gelişmeler amatör balıkçılığın boyutlarını da değiştirmiş durumda. Balıkları kandırmak artık çok daha kolay. Özellikle "Mr. Twister" ismi verilen suni solucanlar büyük rağbet görüyor. Sentetik balıklar, karidesler çok çeşitli. Hatta karınlarının içinde kimyasal reaksiyon tüpleri taşıyan suni yemler bile var. Japon Yuzuri firması tarafından yapılan sentetik balıklar ise canlı balıkları kandırmada çok etkileyiciler. Cam parçalardan oluşan suni yemler oltanın ucunda suya girdiği zaman fosforlu bir hal alıp ışık saçıyor. Pırıl pırıl parlayan bu yeme özellikle lüfer ve mercan hayır diyemiyor.

İzmarit
Mevsimi ekim-nisan arasıdır. Dip balığı olup zeminin 40 cm üstünde dolaşır. Düşmanı olan lüfer akını başlayınca kesilir. İzmarit oltasında 6 veya 7 nolu siyah sinek iğnesi kullanılır. 150-200 gramlık kurşunu vardır. İzmarit avında 3 iğne idealdir birde fırdöndü taktınız mı olta hazır demektir.
İstavrit
Hindi veya martı tüyü çapari ile yakalanır. İstavrit oltasına kırçıllı tüy takılırsa bazen kolyos geldiği bile olur. Soğuğu seven bu balık orta derinlikte dolaşır. Oltaya 20 iğne yakılabilir. İlk atışta dibe kadar inen olta sonra yoklayarak yukarı çekilir. Hangi seviyede balığa rastlanırsa olta işaretlenerek o derinlikte avlanılır. İstavrit avında misinayı tutan el devamlı hareket halinde olmalıdır.
Mezgit
Marmara'nın en saf balıklarındandır bu nedenle çok kolay tutulur. Yem olarak sinek iğnesine genellikle midye takılır bazen tüylü iğneye de geldiği olur.
Zargana
Fosforca zengin olan balık çocuklar için son derece değerli bir besin kaynağıdır. Özel olta isteyen tek iğneyle yakalanır. Sürekli hareket halindeki tekneden tutulur. Tavası ve köftesi lezzetlidir.
Kırlangıç
Olta balıkçılığının zevkli avlarındandır. Dip balığı olup zoka veya çift büyük iğne ile yakalanır. Maliverye denilen iğneye istavrit veya izmarit kılçıksız yaprak halinde takılır ve iğne dibe yatırılır. En iyi avlanma dönemi ise ekim-kasım arasıdır.
Çinekop, sarıkanat, lüfer ve kofana aynı tür balıklardır. Çinekop 3 çatallı kaşık iğnesi ile tutulur, hassas balıktır. Canlı ve taze yem ister. Sarıkanat ve lüfer üçlü yada ikili zoka ile avlanır. Bu balıkların avcılığı zahmetli ve zevklidir.
Marmara balıklarının azalmasının bir nedeninin de köpek balıklarının çoğalması ve yunusların azalması olarak gösteriliyor.
Amatörlere öğütler

- Balıkçılık sevgi, sabır, soğuk kanlılık ve refleks ister.
- İnce misina 0,30 ve 0,40 avcı olur balığı ürkütmez.
- Büyük balıklar yakalandığında misina durdura durdura ürkütmeden yukarı çekilmelidir.
- İstavrit tutarken çapa atılmaz, çapa ipinin hareketi balığı ürkütür ve yarı yarıya keser.
- Tekneyle büyük balık avında mutlaka bir kepçeye ihtiyaç vardır. Sudan çıkar çıkmaz kepçeyle balık yakalanmalıdır yoksa çırpınan hayvan misinayı koparabilir.
- Bir balık teknesinde mutlaka livar bulunmalıdır. Livar yoksa teneke kaplar tercih edilmeli ve su sık sık değiştirilmelidir. Plastik kovalarda bekleyen balık su içinde bile olsa bayatlar.
- Balıkçılığa yeni başlayanların en sık düştüğü hatalardan biri iğneyi dipte bir yerlere taktırmalarıdır. Bu konuda dikkat gerekiyor.
- İskorpit ve trakonya etleri yenirse de zehirli balıklardır. Çarptığı yeri şişirirler. Oltaya sık gelen bu balıkları tanımak iğneden çıkarırken tedbirli olmak her ihtimale karşı zehirli balık vurmaları için küçük bir şişe amonyak alınmalıdır.

Kırmızı dudaklı yarasa balığı dünyadaki dört yüzgecinin üzerinde yürüyen tek balıktır. Yürümek için tasarlanmış yüzgeçleri, tuhaf görünüşlü burnu ve büyük kırmızı dudakları ile balığın son derece ilginç bir görünümü vardır.
Yarasa balıklarının kumun üzerinde bir insanın yürümesi gibi dolaşabilmelerini sağlayan organları göğüs yüzgeçleridir. Bu yüzgeçlerini kullanarak yarasa balıkları okyanus zemininde rahatça ayakta durabilir ve yüzgeç uçlarının üzerinde yürürler. Fener balıklarında olduğu gibi yarasa balıklarının da burunlarının altında, diğer balıkları kandırmak için olta olarak kullandıkları küçük deri parçaları vardır. Yarasa balıkları etçil hayvanlardır. Bu oltayı kullanarak diğer balıkları, yengeçleri, kurtçukları ve deniz taraklarını yerler.
Kafanızda şöyle bir sahne canlandırın: Bir şehirdeki herhangi bir evde dünyaya gelip burada büyüyorsunuz. Yetişkinliğe erince de evi terk edip, dolaşa dolaşa buradan 1500 km kadar uzağa gidiyor- sunuz. Aradan seneler geçtikten sonra doğduğunuz eve dönmek istiyorsunuz. Sadece bir kere geçtiğiniz sokakları tek tek hatırlayıp eve dönebilmeniz ne kadar olası?
Somon balıklarının tamamı akarsular- da, annelerinin bıraktıkları yumurtalardan çıkarak dünyaya gelirler. Birkaç hafta boyunca dünyaya geldikleri yerde avlanarak gelişirler sonra da denize açılır ve burada bir kaç yıl geçirirler. Balık iyice geliştiğinde geri dönüş yolculuğu başlar. Somon balığının hedefi yumurta olarak dünyaya ilk geldiği yerdir.
Bu oldukça zor bir iştir çünkü balığın dönüş yolculuğunda kat etmesi gereken mesafe bazen 1500 km 'yi bulabilmektedir. Somon balığı eve dönebilmek için seneler evvel içinde gezindiği akarsuyun, denize döküldüğü ağzını bulmalıdır. Hiçbir somon balığı bu konuda asla hataya düşmez; denize çıktığı akarsuyun ağzını tek bir seferde bulur.
Ancak doğru nehrin ağzına ulaşmak tek başına yetmez: Balık, karanın oldukça içlerinde, dünyaya geldiği ırmağın kolunu da bulabilmelidir. Şimdi bu yere ulaşabilmek için, nehrin her iki kola ayrılışında doğru tarafa yönelmek zorundadır. Somon balıkları bu tercihlerinde de hata yapmaz, her seferinde doğru nehri bulurlar.
Somon balıkları, yollarını bir av köpe- ğinin ki kadar hassas olan koku duyularından faydalanarak bulurlar. Ancak somon balıklarının "koku duyu"larıyla açıklanamayan özellikleri de vardır.
Bir deneyde somon balığı yavruları, doğdukları yerden oldukça uzağa, nehrin ana koluna götürülerek bırakılırlar. Bu esnada özel kaplar içinde kara yoluyla taşınırlar. Yapılan gözlemlerde, yavruların denize açıldıktan tam üç yıl sonra doğdukları yere döndükleri görülmüştür
Kara yoluyla yaptıkları yolculuk düşünülecek olursa, kendilerinin yumurtlama yerine götürecek olan koku dizisinde eksiklik olduğu fark edilir. Peki somonlar bu eksik verilere rağmen doğru yolu nasıl bulmuş olabilirler?

Papağan balıkları, geceleri solungaç boşluklarının üst kenarlarındaki salgı bezinden jelatinimsi bir madde salgılarlar. Bu madde bir süre sonra balığın tüm vücudunu saran şeffaf bir uyku tulumu halini alır. Uyku tulumu, papağan balığını koku yoluyla kendisini bulan müren balıklarından korur. Hatta Müren balığı yanından geçerken avına çarpsa bile onu fark edemez.
Papağan balıkları geceleri kullandıkları bu koruyucu kılıfı nasıl elde etmişlerdir? Düşmanları olan müren balıklarının kuvvetli koku alma duyusunu aşabilecek, geceyi rahatlıkla geçirmelerini sağlayacak böylesine önemli bir maddeyi nasıl keşfetmişlerdir? Kuşkusuz kimyasal bir maddeyi kendi vücudunda üretip kendisini bu maddeyle kaplamayı bir balığın akletmesini, planlamasını beklemek mümkün değildir.
Üstelik böyle bir oluşumun zaman içinde kendiliğinden meydana gelmesi de mümkün değildir.
Balığın vücudunun düşmanına karşı çok uygun bir jelatinle kaplanmış olması çok ustaca bir kamuflaj yöntemidir.

Deniz şakayıkları zehirli kollara sahiptir. Eğer bir balık bu kollara değecek olursa kendinden geçerek ölür ve şakayıka yem olur. Başka baklıkların yanaşamadığı bu zehirli kollar. Palyaço balıkları için son derece güvenli bir yuva teşkil eder. Peki palyaço balığı nasıl olupta diğer balıklar gibi zehirlenmemektedir?
Palyaço balığının vücudu özel bir kimyasal madde ile kaplıdır. Bu madde zehirin balığın vücuda etki etmesini engeller.
Bilindiği gibi kimyasal maddeler teknolojik aletler yardımı ile belli bir denetim altında çok özel ortamlarda ve uzman kişiler eşliğinde üretilirler. Oysa denizin dibinde bir balıkta hiç bir tesis hiç bir mühendis olmaksızın aranan nitelikte kimyasal maddeler üretilmektedir.

Nudibranch, olağanüstü renklere sahip, kabuğu olmayan, son derece yumuşak bir bedene de sahip bir salyangoz türüdür. Her türlü saldırıya açık olmasına karşın çok az hayvan Nudibranchlarla beslenir.
Bu deniz salyangozu kuvvetli bir zehir taşıyan "ısırgan hücreleri"ne sahiptir. Hayvan, bu hücreler sayesinde düşmanlarından kolaylıkla korunur. Nudibranch bu hücreleri kendisi üretmez.
Hydroid adlı canlılarla beslenen nudibranch onları sindirim sisteminde öğütmek yerine koruyucu bir mukusla kaplanır ve ısırgan hücre olarak ona bir koruma sağlarlar.

Kuşkusuz bir Nudibranchın, Hydroidlerin zehirli olduğunu ve bu zehirin kendisine hiçbir zarar vermeyeceğini, ama aynı zamanda düşmanlarından da korun- malarını sağlayacağını bilmesine imkan yoktur. Böyle bir şeyi deneyerek öğrenmesi de mümkün değildir.
O halde Nudibranchlar bu ilgi çekici savunma metodunu nasıl keşfetmişlerdir?
İşte bu noktada tüm kainatta apaçık görülen ve kör tesadüflerle meydana gelemeyecek bir gerçekle daha karşılaşırız. Allah Nudibranchlara neler yapmaları gerektiğini ilham etmiş ve Nudibranchların vücutlarında Hydroidlerin zehirini etkisiz hale getirecek bir sistemi de yaratmıştır.

Denizaltılarda bulunan dalış tankları suyla dolunca gemi sudan daha ağır hale gelir ve dibe dalar. Eğer tanktaki su, basınçlı hava ile boşaltılırsa, denizaltı tekrar su yüzüne çıkar.
Nautilus adı verilen bir deniz hayvanı da aynı yöntemi kullanır. Nautilus'ün vücudunda 19 cm. çapında salyangoz kabuğu biçiminde spiral bir organ vardır. Bu organda birbiriyle bağlantılı 28 tane "dalış hücresi" bulunur. Peki ama, Nautilus suyu boşaltmak için gerekli basınçlı havayı nereden bulur?
Nautilusun vücudunda biyokimyasal yolla özel bir gaz üretilir ve bu gaz kan dolaşımı ile hücrelere aktarılarak hücrelerden suyun çıkması sağlanır. Bu şekilde Nautilus avlanırken ya da düşmanlarından kaçmak için daha derine inebilir veya yüzeye çıkabilir.
Bir denizaltı sadece 400 m. dibe batabilirken, Nautilus için 4000 m. derinliğe dalmak son derece kolaydır. Bu derinlikte nautilusun üzerindeki suyun etkisi, hayvanın her cm2'sine 400 kilodan fazla ağırlığın etkimesiyle eşdeğerdir.

Mürekkep balıklarının mükemmel refleksleri vardır ve saatte 11 km. hızla ilerleyebilirler. Salyangozlarla mürekkep balıklarını karşılaştıran bilim adamları, mürekkep balıklarında sodyum kanallarının bulunduğunu görmüşlerdir. Bunlar sinir hücrelerindeki zarları büken proteinden oluşan gözeneklerdir. Mürekkep balığının hücreleri uyarıldığında sodyum kanalları açılır ve beyin ve kas lifleri boyunca sinirlere işaret gönderir. Bu son derece hızlı bir şekilde gerçekleşir. Pleurobranchoca denilen deniz salyangozunun kanalları 3 milisaniyede açılır ve bunu saniyede 30 kere tekrarlayabilir. Mürekkep balığının kanalları ise 7 kat hızlı açılır ve bu işlemi saniyede 200 kere tekrarlayabilir.
Köpekbalıklarının, öyle mükemmel bir yaratılışları vardır ki, sudaki tüm titreşimleri ve kokuları, suyun ısısındaki değişimleri, tuzluluk oranını ve özellikle de hareket halindeki hayvanların yol açtığı elektrik alanındaki en küçük değişiklikleri bile hissedebilirler.1 Peki ama nasıl? Canlılar ısı dışında elektrikte yayarlar. Tüm canlılar gibi bizde elektrik yayarız. Her düşüncemiz, her küçük hareketimiz minik akımlardan oluşan elektrik fırtınalarına neden olur. Karada yaşayan bir canlının bu akımları hissetmesi zordur çünkü hava bir yalıtkan görevi görür. Ancak suyun içerisinde durum farklıdır elektrik doğal bir iletken olan suyun içerisine akar. Dolayısı ile bu elektriği hissedebilen bir canlı son derce gelişmiş bir duyuya sahip olmuş olur.
Vücuttan yayılan elektriği hisse- debilirler. Köpek balıklarının vücutlarında, içi jöle dolu çok sayıda oluk mevcuttur. Bu oluklar sıklıkla köpekbalığının kafasında yerleştirilmiş olmasına karşın, balığın tüm vücudu boyunca da dağılmıştır. Lorenzini ampülü olarak adlandırılan bu yapılar mükemmel birer elektrik algılayıcılarıdır. Köpek balıkları ve vatozlar bu algılayıcılarını kullanarak avlarını bulurlar. Algılayıcılar o kadar hassastırlar ki bir voltun 20 milyarda biri büyüklüğünde akımları hissedebilirler. Bu birbirinden 3000 kilometre uzaklıkta duran iki adet 1.5 voltluk kalem pil arasındaki voltajı hissetmeye benzetilebilir. İnsan vücudunun elektrik akımlarına nasıl tepki verirler peki? Biz yüzerken derimiz büyük bir izolasyon bandı görevi görür ve vücudumuzdaki elektrik akımının büyük bir kısmının sızmasını engeller. Ancak vücudun dış dünyaya açıldığı her noktadan 1/10.000.000 ve 1/100.000.000 volt büyüklüklerinde alanlar yaratarak dışarıya akar.
Ancak bu elektrik alanı o kadar hızlı dağılır ki köpekbalığının bunları hissedebilmesi için 1 metreden daha yakın olması gerekmektedir. Ancak eğer yaralanacak olursak, izolasyon bandı olan derideki zedelenme elektriğin suya akmasına izin verir ve köpek balığının avın yerini tam olarak belirlemesini sağlar
Görme olayı bir dizi kimyasal olaylar sonucunda gerçekleşir. Hava serinledikçe kimyasal reaksiyonlar daha uzun zaman alır. Bu nedenle soğuk kanlılar sınıfına giren canlılar, eğer hızlı hareket eden nesneleri görmek istiyorlarsa kendilerini ısıtmak durumundadırlar. Bu nedenle, son derece soğuk derin deniz sularındaki kılıçbalıklarının avlanamaması gerekirdi.
Oysa kılıçbalıkları denizin 600 m. dibinde, ısının 5 dereceye kadar düştüğü yerlerde bile mürekkep balıklarını kovalayabilirler. Saate 60 km. hızla yüzen avlarını takip edebilmek için kılıçbalığının gözlerinin ısısını 20-25 derecede tutması gerekmektedir.

Kılıç balıkları; vücut kaslarından gelen ısının gözlerine aktarıldığı özel bir ısıtma sistemine sahip olarak yaratılmışlardır. Bu ısıtıcı sistem balığın, gözlerinin görme işlevi için gerekli ısıyı sağlar. Kılıçbalıkları bu sayede denizin 600 m dibinde, ısının 5 dereceye kadar düştüğü yerlerde bile mürekkep balıklarını kovalayabilirler.
Bu ısıtıcı sistem, balığın gözlerinin görme işlevi için gerekli olan ısıyı sağlar
http://www.forumtayfa.net/8317-post1.html

0 yorum :
Yorum Gönder
ÜYE OLMADAN YORUM YAPABİLİRSİNİZ.
Yazınız denetlendikden sonra yayınlanacakdır.
yazınıza verilen cevapdan haberdar olmak isterseniz, aşağıdaki ( E-posta yoluyla abone ol ) tıklayıp @posta adresinizi yazın onaylayın, yazınıza verilen cevap yorum size @posta olarak bildirilecekdir.