T.C.
İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ
DENİZ BİLİMLERİ VE İŞLETMECİLİĞİ ENSTİTÜSÜ
ÖZEL DUYARLI DENİZ ALANLARI
VE
TÜRK BOĞAZLAR BÖLGESİ
YÜKSEK LİSANS TEZİ
Kamil Özden EFES
Deniz İşletmeciliği Ana Bilim Dalı
Danışman
Doç.Dr. Selmin BURAK
Mayıs,2006
ÖNSÖZ
Denizel çevreye gösterilen önemin uluslararası arenada bir
göstergesi sayabileceğimiz Özel Duyarlı Deniz Alanları konusunun geçmişi
1990’lı yıllara dayanmaktadır. Özel Duyarlı Deniz Alanları konsepti,
Marpol 73/78’in uygulamaları ile coğrafi olarak daha küçük ancak
uluslararası deniz trafiğinden zarar görecek kadar hassas ekolojik
alanları korumak için ortaya çıkmıştır.
Türk Boğazlar Bölgesi, oşinografik, hidrolojik, meteorolojik şartları
ile seyir riskleri taşıyan, uluslararası deniz trafiğinin en yoğun
ikinci dar boğazı olmasının yanı sıra zaman içersinde meydana gelen
kazalarda ekolojik ortamın uluslararası deniz trafiğinden oldukça zarar
görmüş bir denizel alandır.
Çalışmamızda Özel Duyarlı Deniz Alanları konseptini detaylı olarak ve
IMO tarafından onaylanmış alanları Türk Boğazlar Bölgesi ile
kıyaslayarak bu konseptten nasıl yararlanabileceği incelenmiştir. Bu
konuda yapılan ilk akademik çalışma olması nedeniyle daha sonra
yapılacak çalışmalara ışık tutması ve bu konsept ile üretilecek
projelere önderlik ederek denizel çevremizi korumada çok güçlü olmayan
ulusal deniz politikamıza yararlı
olmasını dilerim.
e. Çeşitlilik:
Türk Boğazlar Bölgesi, Marmara ve Karadeniz’deki çok çeşitli türler veya
oldukça çok çeşitli ekosistem ve topluluk içeren genetik çeşitlilik
üzerine önemli role sahiptir.
Gerek dip balıkları gerekse pelajik balıklar üzerine yoğunlaşmış olan
Marmara Denizi balık faunası çok zengin ve dinamik bir yapı
sergilemektedir. Karadeniz ve Akdeniz gibi iki farklı denizel ekosistem
arasında yer alan Marmara Denizi özellikle ekonomik öneme sahip pelajik
türlerin barınma, beslenme ve yumurtlama alanlarını oluşturması
açısından özel bir öneme sahiptir. 1942’nin kayıtlarına göre Marmara’da
181 adet balık türü yaşamaktadır. 1956 kayıtları 135, 1969 kayıtları 175
balık türü olarak rapor edilmiştir (Zengin ve Mutlu, 2000). 1999
yılında yapılan araştırmada 29 familyaya (6’sı kıkırdaklı) ait 42 tür
balık, 4 familyaya ait 4 tür eklembacaklı, 3 familyaya ait 3 tür derisi
dikenli ve 2 familyaya ait yine 2 tür kafadan bacaklı olmak üzere toplam
38 familyaya ait 51 tür su ürünü tespit edilmiştir (Bök v.d., 2000).
Sadece İstanbul boğazında biyolojik çeşitlilik açısından tehdit altında
bulunan ve korunması gereken 33 deniz canlısı bulunmaktadır. Bunlar için
uluslararası Doğayı Koruma Birliği ölçütleri uygulanarak Prof. Dr.
Bayram Öztürk tarafından uluslar arası belgelere sokulması sağlanmıştır.
“Kırmızı liste” olarak belirlenmiş olan bu belgede 5 tür deniz çayırı, 9
tür omurgasız deniz canlısı (bunların arasında siyah mercanlar, 2
yengeç türü ile böcek ve ıstakoz türleri ve pina yer almaktadır), 15 tür
balık ( mersinbalığı türü), 2 tür denizatı, işkina, orkinos, kılıç,
zargana, dil, karagöz, uskumru ve palamut ve torik bulunmaktadır
(Öztürk, 2000).
Karadeniz, İstanbul Boğazı ve Marmara Denizi’nde yapılan çalışmalarda 13
gruba ait 95 tür tespit edilmiş, bölgeler arasında, boğazın
hidrodinamik süreci, dip tabiatı ve insan etkilerine bağlı olarak, tür
dağılımları ve çeşitliliği açısından belirgin bir fark olduğu tespit
edilmiştir (Bök v.d., 2000).
Çanakkale boğaz Bölgesinde Türkiye’nin ilk sualtı parkı olan Gökçeada
Parkı’nda Akdeniz foku ve çizgili yunusların görüldüğü bu yörede zaman
zaman da kaşalotlara rastlanmaktadır. Tona gelena Triton sp., Sycllarus
latus gibi kabuklu omurgasız canlı türü ile deniz çayırları (Posidonia
oceanica) ve Pina’nın bulunduğu bu deniz parkı yalnızca sualtı açısından
değil, kara ekosistemi açısından da çok önemli bir zenginliğe sahiptir.
Gökçeada, Bozcaada ve dünyanın en önemli doğal akvaryumlarından biri
olan Saros Körfezi ile birlikte düşünüldüğünde, Çanakkale Boğazı ve
çevresinin ekolojik önemi daha da artmaktadır (Algan Ve Sav,2000).
f. Üretkenlik:
Alan çok yüksek doğal üretkenliğe sahiptir. Karadeniz ve Akdeniz gibi
iki farklı denizel ekosistem arasında yer alan Marmara Denizi özellikle
ekonomik öneme sahip pelajik türlerin barınma, beslenme ve yumurtlama
alanlarını oluşturması açısından da oldukça önemlidir.
g. Üreme veya beslenme alanları:
İstanbul Boğazı’nın yaklaşık 7000 ile 5000 yıl önce oluştuğuna
inanılmaktadır. Boğazlar yoluyla Karadeniz sırasıyla Akdeniz’e ve
Atlantik Okyanusuna bağlanmıştır. Zaman içersinde Karadeniz’in tuzluluk
oranı yükselmeye başlamış ve sonunda birçok Akdeniz türü için yeterli
seviyeye gelmiştir. Karadeniz faunasını oluşturan türlerin %80’ni
Akdeniz kökenlidir. Bu türlerin çoğu ılık ve tuzlu suları tercih
ettiklerinden Karadeniz’in, nehirlerin tatlı sularından etkilenmeyen üst
tabakalarında bulunurlar. Düşük metabolik oranlı anabiosis formunda
veya hareketsiz durumda yumurta veya spor formunda olmayan thermofilik
türler (uskumru, torik, lüfer ve tuna) kış aylarını geçirmek için
Marmara’ya göçerler. Baharda kışı atlatanlar tekrar Karadeniz’e
dönerler. Örneğin bu türlerden Atlantik Okyanusu’nda yaygın bulunan
uskumru Scomber scombrus Marmara denizi’nde yumurtlar, Karadeniz’de
beslenir. Karadeniz’in tuzluluk seviyesi pelajic yumurtaların yüzmesi
için yeterli seviyede değildir
0 yorum :
Yorum Gönder
ÜYE OLMADAN YORUM YAPABİLİRSİNİZ.
Yazınız denetlendikden sonra yayınlanacakdır.
yazınıza verilen cevapdan haberdar olmak isterseniz, aşağıdaki ( E-posta yoluyla abone ol ) tıklayıp @posta adresinizi yazın onaylayın, yazınıza verilen cevap yorum size @posta olarak bildirilecekdir.