Denizin Sırları
Denizin Sırları
Deniz
aslanı kim biliyormusunuz? Lüferin büyüğü kofana. Jilet kadar keskin
dişleri ile daldığı balığı yaralar, yalnız balık mı? Bir milimetrelik
oltayı bile bir hamlede keser atar. Onun için lüfer, kofana oltalarını
bir metre çelik tel gövdeli yapıyorlar. Oltadan çıkarılan balığın
dişlerine parmak kaptırmamak dikkat edilmesi gereken bir husus. Şimdide
lüferin hayat hikayesi:
Nasıl yılan balığı Meksika körfezine, somon balığı
Kuzey Amerika'ya kilometrelerce üşenmeyip gidip yumurta bırakıyorsa,
lüfer balığı da Karadeniz'e ve Tuna'ya doğru gidiyor aynı amaçla.
Akdeniz'den Karadeniz'e dönüş akımı balığı tutulmaz. Tutulsa da yenmez.
Yense de lezzetli olmaz. Karadeniz tuz oranı düşük 1000'de 18'den
balık Marmara'ya 1000'de 21 tuz oranına sonra da Ege'ye 1000'de 23'e ve
su ısınıyor. Balık yağını bırakmaya başlıyor ve Akdeniz'de 1000'de 26
tuz oranınla karşılaşan balık bu tuz oranı yüksek sıcak denizde çiroza
dönüyor. Bu bakımdan Karadeniz'e dönüş akımının balığı, Akdeniz'e gidiş
akımının kalitesinde olmuyor.
Deniz'in aslanı dedik ya, peki ya köpek balığı! Sizin boyunuzda ise
yani rakip kendi cüssesine şöyle bir bakıp sonra da gidiyor. Ya en
hızlı balık o da torikmiş.
İnanılmaz
sürede inanılmaz yol alırmış. Midyeler dakikada iki litre suyu flitre
ediyor, bu işi pis denizde yaparsa zehirlide olabiliyor. Tuzu sevmiyor,
yanıyor hatta tuz oranı yüksek denizde büyüyüp serpilemiyor. Bu yüzden
Akdeniz'de midye de olmuyor. Sualtında balık seyretmek isterseniz iki
tane deniz kestanesini kırıp bir dakika bekleyin, bakın ne balıklar
geliyor. Kestane içerisinden çıkan havyarı yemeye doyamıyorlar. Bu
formül su altı fotoğrafı çekenler içinde işe yarayacaktır.
Gelelim Ahtapota
Ahtapot hokkabazın teki! İnsanı uğraştırır hele teke tek aynı şartlarda
mücadele ederseniz bu zeki hayvanla oynarsınız. Ahtapot aynı zamanda
iyi bir ev
hanımı! Evinin önünü temizleyip yuvasındaki tüm taşları topluyor. Ha
işte burası ahtapot yuvası diyorsunuz. Durum böyle olunca ahtapot
avcıları Mart sonu Saroz körfezine temiz sulara yavrulamaya gelen ve
kayalık zemine saklanan ahtapotları çarçabuk buluyorlar. Plastik pet
şişelere doldurdukları suyla eritilmiş göz taşını yuvalara sıkarak
ahtapotların dışarı çıkmasını sağlıyorlar. Yuvadan çıkan ahtapot ellere
dolanıyor. Avcılar kaptıkları gibi kafa torbasını geri çevirince
kollarını bırakıveriyor. 3 kilo ile 10 kilo arası gelen ahtapotlar
İstanbul ve Bandırma'da işleme fabrikalarına satılıyor. Beyaz etli
deniz ürünleri fosfor zenginidir ve besleyici özellik taşır. İyide içki
mezesi sayılır. Sert zemine 40 defa vurulup öldürülen ve yumuşatılan
ahtapot 15-20 dakika kadar haşlanır sonra derisi kendiliğinden çıkar.
Bazıları sırf sirkede kaynatır, pişeni de limon, zeytinyağı, sirke,
sarımsak sosu ile yenir. Haziran ayında ise ahtapot Saroz Körfezini
terkeder.
İstakoz'un en korktuğu hayvan ise Ahtapottur.
Vücuduna sarılıp yapışınca İstakoz'un hareket kabiliyetini yok eder ve
iliğine kadar emip içini bomboş bırakır. Bu yüzden Ahtapottan kurtuluşu
olmayan İstakoz, Ahtapotun gölgesinden bile korkar.
Vefakar Orfoz
Av
sırasında balıkçı ve dalgıçların başına gelen çoğu olay bilim
adamlarına ışık tutacak cinsten. Son derece ilginç bir balık çeşidi
olan orfoz hakkında çeşitli duygusal hikayeler anlatılıyor. Lohos her
sene bir kilo alarak büyürmüş. Yani üç kilo ağırlığındaki bir lahos 3
yaşında demek miş. 100 yıl kadar yaşayabilen orfoz'u avlamaya kıyamayan
balıkçı ve dalgıçların sayısı ise gün geçtikçe artıyor, neden mi?.
Tuzağa kolay düştüğü için saf balık olarak bilinen orfoz yaşadığı süre
boyunca yuvasını hiç terketmezmiş. Zıpkından kaçabilirse kayaların
arasına girip yanaklarını balon gibi şişirir beklermiş. Merakına yenilip
tekrar dışarı çıktığında da kendisini bekleyen avcının zıpkını ucunda
ölürmüş. Uzun süre can çekişerek öldüğü için dalgıç ve balıkçılar ortak
bir karar alarak orfoz avlamamaya yemin etmişler. Hatta "Hepimizin bir
Orfozu vardır" diyen dalgıç ve balıkçılar onların yerini kimseye
söylemez, köfteden böreğe kadar balığın sevdiği
herşeyi
ayaklarına götürerek onları beslermiş. Ege ve Akdeniz'de yakalanan
küçük orfozların tekrar denize bırakılmalarının bir nedeni de buymuş.
Fethiye Dalış Okulu öğrencilerine balık gösterebilmek için hiç
avlamadıkları bir orfoz varmış. Bu amaçla balığa doğal ortamında 7-8 yıl
yem götürüp beslemişler. Hatta orfoza isimde takmışlar Yaşar
diyorlarmış. Ne var ki yaşar son yıllarda hiç görülmemiş. Tecrübeli
balıkçıların anlattıklarına göre orfozların ilginç bir hayat hikayesi
var. Balık erkek doğmuyor fakat belirli bir yaşa gelince erkek oluyor
ve bir seferliğine dişiyi dölleyip sonra da ölüyor. Bu güne dek orfozun
erkeğini gören yada yakalayan balıkçı olmadığı söyleniyor.
Saroz Körfezi olta balıkçılarından Şerif, denizde
yaşadığı anılarından birini şöyle ifade ediyor. "200 kiloluk orkinosu
tuttum, çektim teknenin yanına. Balık yakalandığını anlıyor, adeta
ağlıyor, gözünüzün içine bakıyor, gözüyle beni, hareketlerimi takip
ediyor, bırak beni diye adeta yalvarıyor. 3.5-4 milyar değeri var,
denize geri atamıyorsun, balıkçısın, işin bu. İçin gidiyor…
Kıskanç Erkek İskaroz
Temmuz
ayında çiftleşen İskaroz aile yaşantısı olan bir balık türüdür. Sürüde
erkek başı çeker, arkada ise yetişmiş diğer erkek İskaroz ve onu takip
eden dişiler bulunur. En büyük özelliği ise kıskançlığıdır. Bu
kıskançlık onu ve başını çektiği sürünün ölümüne neden olur. Olta
balıkçıları erkek İskaroz balığını misinaya bağlar ve gezdirir. Sürünün
başını çeken Erkek İskaroz bu yeni balığı kıskanır ve ona vurur. Bu
öfkeyle karaya bile çıkar, dişleri ise lüfer gibi keskindir. Arkasından
gelen sürü erkeği takip ettiği için balıkçının ağına takılır ve av bu
şekilde sonlanır.
DENİZ SALYANGOZU
Deniz salyangozları kaya midyesi ile besleniyor, balıkların bıraktığı
havyarları çok seviyor, hortumuyla emerek yiyor. Salyangozun kendine
has bir salgısı var. Yakaladığı midyeyi içine hapsettikten sonra,
bu
salgıyı çıkartarak midyenin kabuğunun açılmasını sağlıyor. Hortumu ile
öyle bir emiyor ki iç kabuk tertemiz kalıyor. Balık yumurtalarına çok
zararı olduğu gerekçesiyle balıkçılar Tarım Bakanlığından bu su ürünü
avın teşvik edilmesini de bekliyorlar.
Salyangoz Sote
Kefkenli balıkçılar topladıkları salyangoz kabuklarını teneke içinde
kaynatıyorlar. Haşlanan kabukların içinden çatalla çıkarılan deniz
canlısı aynı ahtapot gibi çok sert bir ete sahip olduğu için, haşlama
sırasında suya bira, maden suyu, sirke gibi eti yumuşatıcı katkılar
konuyor. (Not: Ahtapot haşlanırken şarap, karides haşlanırken sirke
konuyor). En az bir saat haşlanarak kabuklarından çıkarılan etler bu
defa dışında bulunan siyahlık zarlardan temizleniyor ve ince ince
kıyılıyor. Arzuya ve zevke göre patates, domates, yeşilbiber, patlıcan,
soğan, sarımsak gibi sevilen sebzeler, tane karabiber, tuz, pul biber
ilave ediliyor. Kalorisi çok yüksek salyangoz yemeğinin etkisi
kazanılıyor. Yarım kiloluk salyangozdan 30 gram et çıktığını belirten
balıkçılar, görünümü güzel olmasa da, lezzeti iyidir diyorlar.
Karadeniz balıkları ve Palamut'un ilginç dünyası!
Karadeniz de balık yasağının kalmasıyla önce palamut başlıyor.
Arkasından denizin canavarı denilen daldığı her balığı parçalama
özeliği ve jilet kadar keskin dişlere sahip balık ağlarını bile ısırıp
kopartan lüfer balık akını geliyor. Palamut hiç anlaşamadığı bu dişli
balık gelince kaçmaya başlıyor ve göç balığı yuvası olan Karadeniz'i
terk e
diyor.
Karadeniz'de sadece yerli balık olarak kalkan ve hamsi bulunuyor. Oysa
palamut başka denizlerden torik olarak geliyor, yumurtayı bırakınca
palamut oluyor. Karadeniz'i tercih edişi için balıkçılar suyu ılıman,
tuz oranı üremeye müsait ve elverişli olarak tanımlıyorlar. Balık,
okyanustan yola çıkıyor, pusulası, rotası, rehberi olmadığı için kendi
yolunu kendi buluyor. Kıyıdan sahil şeridini takip ederek yol arıyor.
20 Nisan'da Karadeniz'e çıkıp Haziran ayında havyar döken palamut
Eylül, Ekim ayında aynı yoldan dönüşe geçiyor. Göç'e geç kalanlar bir
kere daha havyar döker bu şekilde Eylül Ekim aylarında 20 cm lik ikinci
nesil balıklar görülüyor. Balıkların gidişte ve gelişte her hangi bir
engelle karşılaşmamaları gerekiyor. Aralık ayında göç tamamlanıyor ve
Karadeniz'de palamut kalmıyor. İçgüdüsel bir davranışla doğduğu yere
gitme özelliği olan palamut'un büyüme süresi 4 ay olup bir kiloya
erişiyor. Bu ona denizlerin en hızlı büyüyen balığı unvanını
kazandırıyor. Sıkıntıya gelemiyor, ağa yakalanırsa hemen ölüyor,
kendini imha ediyor. Bu yüzden çiftlik balığı olamıyor, suni yemle
yaşayamıyor.
Kendi etini yiyen birkaç balıktan biri olan yine lüfer. Balıkçılar
oltalarına taktıkları lüfer balığı parçaları ile lüfer tutabildiklerini
belirtiyorlar. Oysa diğer balıklar iğneye konan kendi cinsinden
yemlere itibar etmiyorlar.
Ege'nin kraliçesi diye tanımladığımız vahşi deniz Çipura ise, önce
yumurtalarını bırakıyor sonra da gelip bıraktığı kendi yumurtalarını
yiyebiliyor!
Fener Balığı
Görünüş olarak siyah kaya renkli çirkin bir balık. Balıkçılar bile bu
çirkinliğin satışlarını etkilememesi için balığın derisini yüzdükten
sonra dilimleyip öyle satışa sunuyorlar. Özellikle Çanakkale Saroz
Körfezi, Edremit Körfezinde yaşayan fener balığı, dip balığı olup,
oldukça iri kafasında geniş yayvan ağzı ve keskin dişleri bulunuyor. İri
kafanın üst kısmının otomobil farı gibi iki patlak gözü yer alıyor.
Her iki yanı kontrol edebilecek açıya sahip gözlerin önünde ise biri
kısa diğeri uzun iki anten bulunuyor
. Balık
yaklaşık avlanmak için kullandığı bu 40 cm lik uzun olan antenin
ucunda beyaz renkli, ışık saçan, bir deri parçası taşıyor. Avlanma
sırasında fener balığı yassı olan vücudunu kuma gömüyor ve bu şekilde
kendini kamufle edip görünmezlik sağlıyor. Kafanın önünde kumun
üzerine ise ışıklı parçayı yatırıyor. Diğer balıklar dikkati çeken
ışıklı parçayı yemek için geliyorlar. Tam bu
sırada ışıklı antenini yemli olta gibi kullanan fener balığı kafasını
aniden kumdan çıkarıp avını yakalayıp yutuyor.
Vücudunun iki yanında kuvvetli yüzgeçleri olan fener balığının derisi
soyulup kılçıksız lop eti kuşbaşı doğranarak kavurması, kömür ızgarada
şiş'i yapılıyor. Işıklı antene sahip olması nedeniyle fener ismini alan
balık lezzetli balıklar sınıfında yer alıyor.
Fener balığının temizlenmesi sırasında yakaladığı her balığı bütünüyle
yuttuğu, 30 kg lık bir fener balığı midesinden 3-4 kg lık mercan balığı
çıktığı belirtiliyor. Fener balığının midesi çöplük gibi benzetmesi
yapılıyor.
Dülger Balığı
Bir ismi de peygamber balığı olarak anılan dülger balığı Çanakkale
menşeli bir balık türü olup özellikle ülkemiz sularında Bozcaada
çevresi, Saroz denizi, Marmara'da rastlanıyor. Ağ ve açık deniz trol
avcılığı ile yakalanan Dülger balığının en karakteristik ve belirgin
özelliği her iki yanında parmak izi gibi koyu gri yuvarlak bir leke
bulunması. Halk arasında ki inanışa göre bir peygamber (İsa) bu yassı
balığı her iki yüzeyinden eliyle tutmuş ve başparmak ile işaret
parmağının izi kalmış. Nesiller boyunca süregelen bu parmak izi, dülger
balığına peygamber balığı ismi takılmasına neden olmuş. Çok da estetik
bir görünümü olmayan, balıkçılar tarafından iri kafalı, büyük ağızlı,
bazı yerleri şeffaf, bazı yerleri dikenli ve nispetsiz, sert pullu,
geniş yüzeyli, yassı balığın, içinde sadece ciğeri olup mide boşluğu
küçük bir balık türü olarak tanımlanıyor.
Dülger balığının buğulaması ve tavası makbul sayılıyor.
Kalamar-Mürekkep Balığı
Hayatta kalabilmek için ilginç yöntemi ile uğraş veren deniz
canlılarından biri de kalamar. Tek savunma aracı ise mürekkep kesesi.
Yakalanacağını anladığı an peşindeki düşmanını oyalamak, kendisini
görünmez kılmak amacıyla kesesinde bulunan mürekkebi çevresine yayarak
denizi bulandırıyor, bu yöntemi defalarca tekrarlayarak, bu süre içinde
av olma mesafesinden süratle uzaklaşıyor.
Kalamarın mürekkebi kendisine düşmanından kaçıp kurtulması için yarar
sağlarken, yakalanan kalamarların mürekkebini balıkçılardan toplayan
İtalyan ve Rum aşçılar bu mürekkebi mavi makarna yapımında
kullanıyorlar. Kalamarın kendisi ise, beyaz etli makbul bir meze türü
sayılıyor. Kalamarın içinde bulunan kaşık kemiği çıkartılıyor, derisi
zar gibi yüzülüp silindirik gövdesi halka halka kesiliyor, kolları ve
diğer bölümleri de ince şeritler halinde doğranıp bu defa kalın tuzla
beraber 15- 20 dakika yoğruluyor. Bir süre sonra sertliğini kaybedip
yumuşayan kalamar parçaları yıkanıyor. Arzuya göre bira veya sodadan
geçirilip, unlanıp, kızgın yağda kızartılıyor. Kızartma sırasında
etrafa yağ sıçraması kaçınılmaz ve fazla oluyor.
Derin dondurucuda 10 gün gibi bir süre bekletilenler kalamarlar zamanla lezzet kazanıyor.
Midye Türü Sülünez
Silivri'de deniz dibi kum olduğu için karides, midye türü kabuklu deniz
canlılarına da sıkça rastlanıyor. Bunlardan biri de kumun altında
yaşayan ve "sülünez" denilen bir midye türü. Her balığa makbul bir yem
olan bu midyeler, kumun üzerinde hiç görünmüyor, sadece 8 gibi iki
küçük delik bulunuyor. Özel şiş bu deliğe sokularak midyeler toplanıyor.
Midyeleri kavurup yiyen de bulunuyor, balık yemi olarak kullanan da.
Özellikle teneke altı çıkarılıp macunla cam konuyor, bu şekilde deniz
dibinin yüzeydeki dalgalardan etkilenmeden net olarak görünüm
sağlanıyor. Mercek gibi seyredilen kum yüzeyde midyeler avlanıyor.
Profesyonel balıkçı Sabri Çalışkan'dan tavsiyeler.
Lüfer çelik teli de keser. Bunu suda döne döne yapar. Balık çok aç
olmadığı sürece çelik tel yemi bozduğundan dolayı kullanılmaz.
İzmarit e 150/200 gr lık ağırlık kullandığınızda, vurduğunu anlamak çok
zordur. Genelde kıyıya yakın avlanır, bu nedenle hafif ağırlık
kullanmak daha doğrudur. 75 - 115 gr gibi. Zargana su üstü balığı
olduğundan su üstünden tutulur. En sevdiği yemler gümüş ve kaya
kurdudur. Tekneden tutmak için ipek ya da kaya kurdu kullanılır. Olta
10/11 siyah iğne. 2 iğneden oluşan hırsızlı takım kullanmak daha doğru
olur. Kıyıdan topun arkasına 1,5 / 2 kulaç 0,15 / 0,2 misina, 2 iğneli
hırsız 10/12 numaralı siyah iğneli takımla kaya kurdu / istavriti ince
uzun kurt gibi keserek veya irice midyelerin kenarında ki kısımlarını
bıçak ucu ile sıyırarak yem yapılır, deniz suyu akıntılı ve çırpıntılı
ise ipekte kullanılabilir.
Çinakop, lüfer ve sarıkanat ta sabah gün doğumunda kaşık kullanılır.
Birde buna ilaveten deniz suyunun da bulanık olması lazımdır. Ayrıca
kaşık yerine rapalada kullanılabilir. Kıyı balıkçılığında zoka
kullanılmaz. Zoka teknede kullanılırsa daha verimli av sağlanır.
Oltanın ucundaki heyecan
Amatör balıkçılık çok ayrı bir tutku önce bir
hevesle başlıyor ve 10 iğneli bir çapari olta alınıyor. Bilgi beceri ve
tecrübe geliştikçe biraz da çevredeki diğer amatörlere
özenilerek
kamış oltaya geçiliyor. Bu süreçte misinaların, iğnelerin özellikleri,
olta türleri, balık türleri ve avlanma biçimleri öğreniliyor. Hangi
balığın nerede, ne zaman avlanacağı araştırılıyor. Durumu iyi olanlar
küçük çaplı tekne bile ediniyorlar. Bu gün ülkemizde amatör balıkçılık
yalnız denize sahil olan kentlerimizde değil akarsuyu gölü bulunan kara
kentlerinde de yaygınlaşıyor.
Oltalarda, zokalarda, suni yemlerdeki gelişmeler ise şaşkınlık verici
düzeyde. Özellikle Finlandiya ve Japonya'daki teknolojik gelişmeler
amatör balıkçılığın boyutlarını da değiştirmiş durumda. Balıkları
kandırmak artık çok daha kolay. Özellikle "Mr. Twister" ismi verilen
suni solucanlar büyük rağbet
görüyor.
Sentetik balıklar, karidesler çok çeşitli. Hatta karınlarının içinde
kimyasal reaksiyon tüpleri taşıyan suni yemler bile var. Japon Yuzuri
firması tarafından yapılan sentetik balıklar ise canlı balıkları
kandırmada çok etkileyiciler. Cam parçalardan oluşan suni yemler
oltanın ucunda suya girdiği zaman fosforlu bir hal alıp ışık saçıyor.
Pırıl pırıl parlayan bu yeme özellikle lüfer ve mercan hayır diyemiyor.
İzmarit
Mevsimi ekim-nisan arasıdır. Dip balığı olup zeminin 40 cm üstünde
dolaşır. Düşmanı olan lüfer akını başlayınca kesilir. İzmarit oltasında
6 veya 7 nolu siyah sinek iğnesi kullanılır. 150-200 gramlık kurşunu
vardır. İzmarit avında 3 iğne idealdir birde fırdöndü taktınız mı olta
hazır demektir.
İstavrit

Hindi veya martı tüyü çapari ile yakalanır. İstavrit
oltasına kırçıllı tüy takılırsa bazen kolyos geldiği bile olur. Soğuğu
seven bu balık orta derinlikte dolaşır. Oltaya 20 iğne yakılabilir.
İlk atışta dibe kadar inen olta sonra yoklayarak yukarı çekilir. Hangi
seviyede balığa rastlanırsa olta işaretlenerek o derinlikte avlanılır.
İstavrit avında misinayı tutan el devamlı hareket halinde olmalıdır.
Mezgit
Marmara'nın en saf balıklarındandır bu nedenle çok kolay tutulur. Yem
olarak sinek iğnesine genellikle midye takılır bazen tüylü iğneye de
geldiği olur.
Zargana
Fosforca zengin olan balık çocuklar için son derece değerli bir besin
kaynağıdır. Özel olta isteyen tek iğneyle yakalanır. Sürekli hareket
halindeki tekneden tutulur. Tavası ve köftesi lezzetlidir.

Kırlangıç
Olta balıkçılığının zevkli avlarındandır.
Dip balığı olup zoka veya çift büyük iğne ile yakalanır. Maliverye
denilen iğneye istavrit veya izmarit kılçıksız yaprak halinde takılır
ve iğne dibe yatırılır. En iyi avlanma dönemi ise ekim-kasım arasıdır.
Çinekop, sarıkanat, lüfer ve kofana aynı tür balıklardır. Çinekop 3
çatallı kaşık iğnesi ile tutulur, hassas balıktır. Canlı ve taze yem
ister. Sarıkanat ve lüfer üçlü yada ikili zoka ile avlanır. Bu
balıkların avcılığı zahmetli ve zevklidir.
Marmara balıklarının azalmasının bir nedeninin de köpek balıklarının çoğalması ve yunusların azalması olarak gösteriliyor.
BüleNt
İSTANBUL

0 yorum :
Yorum Gönder
ÜYE OLMADAN YORUM YAPABİLİRSİNİZ.
Yazınız denetlendikden sonra yayınlanacakdır.
yazınıza verilen cevapdan haberdar olmak isterseniz, aşağıdaki ( E-posta yoluyla abone ol ) tıklayıp @posta adresinizi yazın onaylayın, yazınıza verilen cevap yorum size @posta olarak bildirilecekdir.